Günaydın..
Ne kadar gün aydın olabilirse benim için.. Karanlık uyandım bugün.. Sebeplerim var tabi, mutsuzluğumu haklı kılacak fakat yaşadığımın tamamen sebebi olduğum gerçeğini asla değiştirmeyecek sebepler..Mutluluk ne zor bulunuyor.. Bir ömür arıyorsun, gözünü yalnızca aynadaki gülümsemene dikiyor, koca bir ömrü 'O' gelene dek beklemeyi seçiyorsun bazen de karşına çıkmasını umarak hayatına devam ediyorsun.. Bir gün en olmaz dediğin anda mutluluk iki kol iki bacağa bürünmüş, vücut bulmuş halde kapını çalıyor.. abartı değil, sahiden kapını çalan kişinin senin gülen yüzün olduğunu bilmeden açıyorsun o kapıyı.. O an korku yok, endişe yok, panik yok.. Olabildiğince tatlı bir heyecan, onu gördüğünde yüzünü kaplayan tebessüm yıllar sonra da sürsün isteği ve umut.. Umut kapını çalıyor ya o zaman başlıyor tehlike.. çünkü bir kere içine düşerse, hayal kurarsın, umut edersin, istersin.. İlk engelde bir gökdelenden düşmüş gibi olursun..
İşte böyle masal gibi başlayan bir hikaye yazılmaya başlandı ömrüme.. Gözlerine baktığım ilk an duyduğum telaş ve heyecanı hala hissediyorum.. Hayatım boyunca baktığım en güzel gözlerdi.. Üstelik artık kimseyi kolay kolay sevemem diyordum.. Sonra elimi tuttu, gözlerime oturdu, kalbime kuruldu.. Evime, kalbime bahar geldi..Bir akşam yemeği ile başlayan serüvenimiz, masala dönüştü.. Her sabah gözlerime gülümseyen bir çift göze uyandığım her gece üzerime örtü olan teniydi dünyanın en güvenli limanı.. onu ilk gördüğümde seveceğimi anladım ama bu kadar seveceğimi anlamam imkansızdı.. O kadar yorgundum ki çünkü.. O kadar yaralıydım ki.. Başka bir yara almamak için başka bir insan olmayı göze aldım hep.. Ama o geldi, ben ben olmayı öğrenir oldum, o geldi , ben o olmayı tercih ettim.. O geldi, 'biz' olduk.. Birlikte kahkaha attık, birlikte üzüldük, birlikte düşündük, uzun uzun konuştuk bazen konuşmayıp saatlerce bakıştık ama hep birbirimizin kokusuna hep birbirimizin tenine karıştık.. Her gün yeniden uyandığım cennet o.. Her gün yeniden ayıldığım gün.. Benim gökyüzüm.. Benim limon ağacım, yedi verenim.. Limon ağaçlarının en önemli özelliği yapraklarını kırdığınızda yine limon kokmasıdır, meyvesi ile aynı kokuya sahip dalları yaprakları olan bir ağaçtır.. İçini açar insanın.. Huzur verir.. O da öyle işte, kırıldığında da aynı, meyve verirken de .. hep huzur hep aşk dolu.. Her mevsim çiçek açtıranım.Her mevsim meyve veren bahar dalım, yedi verenim.. O uyurken tüm dünya duruyor sanki, dönmekten vazgeçiyor, bulutlar sessizleşiyor, ay susuyor, kainat susuyor o gözlerini kapadığında..Bir de kızdığında....
İşte bu güzel masalı bir yerde kabusa çevirdim ben.. İstemeden , tasarlamadan, bilinçsizce.. Hata ettim.. İhanet ettim sevdiğimiz her şeye.. Melekmişim gibi bakardı bana, bir anda dokunmaktan bile imtina ettiği bir yabancı gibi bakmaya başladı.. Arada geçen olay tamamı ile önemsiz, değersiz benim gözümde..çünkü bugün onun için yapabileceklerimi ben bile tahayyül edemiyorum artık.. Öyle çok sevmişim ki içimde nükleer patlama oldu sanki atomlarıma kadar yok oldum.. Yalan söyledim.. Sevdiğim adamı kaybetmekten korktuğum için yalan söyledim.. Bana sorduğunda söylesem de olurdu, o an ağzımdan çıkmadı, nasılsa silerim gider dedim.. Öyle düşündüm, akabinde unuttum.. Ve son sorduğunda üzerinden zaman geçmiş ben arada üzerine düşüp halletmediğim bir konu için ona gerçekleri söylediğimde çok geçti.. Artık ona karşı gardım inmişti.. Herhangi bir şeyi bilmiyor olmasını düşünemedim, ağzımdan dökülen her kelime ile onu daha fazla yaraladım.. Ölseydim ya o an .. Daha az canım yanardı.. Ölmek istedim. O bana öyle bakarken sadece yok olmak istedim. O an anladım ki sadece aşk değildi hissettiğim, onu kaybedeceğimi anladığımda benliğimi bedenimden ayırdılar, derimi yüzüp kalbimi çıkardılar sanki.. ne yapacağımı bilemedim, önce kaçıp gitmek istedim, gidişini görmek ağır gelecekti.. bir süre şuursuzca araba kullandıktan sonra daha büyük bir korku ile yüzleştim.. Ya gittiğimde evde olmazsa!! Korkarak aradım, evdeydi.. Gitmemişti.. Ya gitseydi? Şimdi düşünüyorum da gitseydi nasıl nefes alacaktım.. Yaş değilmiş çözümü.. Aşık olduğunda aç yaşında olursan ol geri dönüyorsun onsekizlere.. çocuk oluyor kalbin..çırpınan bir kuş gibi acı çekiyor, feryat ediyor yahut uçuyor sonsuz bir heves ve heyecan içerisinde çırptığı kanatların sesinde..Geri gelmek daha zordu.. Döndüğümde yanımdan ayrılmamak için işine geç giden adam yoktu, saçlarımın kokusu ile uyuyan, gözlerimin içine bakarak uyanan, nefesinde kaybolduğum adam yoktu.. öyle zor ki bu kadar çok severken bir yabancıya bakar gibi bakması.. Ben kırdım onun yapraklarını... O zaman bile yine 'biz' kokuyordu.. Canım yanmıyordu fiziksel olarak, kanım aksa o an anlamazdım.. İçim o kadar acıyordu ki, tenimin herhangi bir yerinde herhangi bir acı kalmadı.. en zoru sabaha dek beni sarmadan, öpmeden uyumasıydı.. yanımda o kadar uzaktı ki elini tutuyordum ama o orada değildi..
Ben neresindeyim bu olayın? Sanki 'ben' diye bir şey kalmadı.. İlk defa birini kırdım, üstelik bu kez birini değil açıkça ve çekinmeden 'ruh eşim' 'hayat arkadaşım' diyebileceğim birini..
Sayfalarca anlatabilirim içimdeki karanlığı.. Cam kırıkları dolu kalbim.. Üstelik benim kırdığım camlar onun kalbinde de yara açtı.. Onu üzdüğüme üzüldüğüm kadar kendi çektiğim acıyı anlamıyorum henüz.. şuan benim için gülmek yok, nefes almak yok, yemek yemek su içmek, yaşamak ikinci planda.. Şuan onun gülüşünden bana eskisi gibi sarılmasından daha büyük bir ilaç yok.. Beni iyileştirecek tek şey onun sevgisi.. Onu ümit etmek, onu beklemek ve ona uyanmak istiyorum.. Günaydınım olsun.. O gelsin bana sabah olsun..yine o günkü gibi gelecek mi sahi? Bekliyorum, ömrüm yettikçe bekleyeceğim..
Yorumlar
Yorum Gönder